Bir köpek düşünün ki avcılık özelliği, kaslı yapısı ve hiper aktifliğiyle bilinen Jack Rusell ile inatçı ve eğitimi bir okadar zor olan Dachshund melezi olsun. İşte o köpek ressam Doğu Refik Özgün’ün köpeği Pablo. Pablo ile Doğu’nun yolları 2010 yılının mayıs ayında kesişiyor. Doğu ve abisi Batu hep köpek sahibi olmak istemişler fakat Batu’nun yıllar önce petshop’tan aldığı köpek sadece 4 gün yaşayınca uzun zaman boyunca buna cesaret edememişler.
Doğu, Pablo’yu veterinerde ilk gördüğünde Pablo sanki onlara ne kadar sağlıklı olduğunu göstermek istercesince hareketliymiş. Kendini sevdirmek için yapmadığı şirinlik kalmamış. Doğu o gün hep uzaktan sevdiği köpeklerden birine hayatında ilk kez sarılmış. Pablo minicik ve ürkekmiş. Eve ilk geldiğinde korkudan hızlı hızlı, kesik kesik nefes alıyormuş.
Önceleri Pablo’nun varlığına alışmakta zorluk çekmiş Doğu çünkü evin içinde onu her yere takip eden, resim yaparken onu izleyen, uyurken yorganın içine girip uyuyan bir can varmış artık. Pablo’nun takiplerini durdurmak için ‘kal’ komutunu öğretmiş ve böylelikle ilk eğitimini almış olmuş Pablo. Doğu ilk başta disiplinli bir hayvan sahibi olmayı denemiş. Pablo için koltuğa çıkmak yasakmış , mutfağa girmekte... Ama Pablo’nun koltukta yanında ne kadar huzurlu uyuduğunu görünce yelkenleri suya indirirmiş Doğu.
Eve Pablo’nun gelmesi ile birlikte Doğu’nun hayatında bir çok değişiklik olmuş; Pablo’nun sürekli egzersiz yapması gerekli olduğundan yürüyüşlere başlanmış, terlikleri, ayakkabıları oyuncak haline getirdiği içinde ev de daha düzenli olunmuş, Pablo’yu arabaya almak istemeyen taksicilerle, iki havlamasından şikayetçi olan üst komşular ile de sürekli bir mücadeleye girişilmiş.
Evin kapısı açıldığında Pablo ağzında oyuncağı ile heyecanla sizi karşılar. Patileri beyaz olduğundan sanki çorap giymiş gibi durur. Kulakları ‘hafif’ kepçedir ve iki tane fazla parmağı olduğundan hafif penguenimsi bir yürüyüşü vardır. Herzaman enerjik, sırnaşık ve açtır. O kadar kaslıdır ki Pablo, insan olsaydı eğer body builder olurdu heralde.En sevdiği oyun ‘at –getir’olan Pablo elinizden oyuncağını çekmeye bayılır -burada araya girerek övünmem gerekirse, bu oyunda ‘bırak’ komutunu da ben öğrettim ona:)-. Pablo, Doğu’nun, abisinin ve sevenlerinin hayatını tüm sirinligi ile guzellitirmeye devam ediyor.
17 Mayıs 2011 Salı
11 Mayıs 2011 Çarşamba
RIA (TEKIR&IRAN)
Kedi ya da köpek, tavşan ya da kuş... Beslediği tür ne olursa olsun iki evcil hayvan sahibi yanyana geldiğinde onlar hakkında saatler süren bir muhabbete başlarlar.. "Bizimki şöyle oyunlar yapıyor, şöyle yemekler yiyor kendini şöyle sevdiriyor" diye.. Ben de kendi kedimden feyz alarak bu blogu oluşturdum.
Tarihteki kedi severlere bir kaç örnek vererek başlamak gerekirse; 2. Dünya savaşı sırasında İngiliz başbakanı Winston Churchill kabine toplantılarına kedisini de alırmış, akşamları o masaya gelmeden de yemeğe başlamazmış. Florence Nightingale kedilerin insanlardan daha hisli olduğunu düşünürmüş ve hayatı boyunca yaklaşık 60 kediye sahip olmuş. Benim en sevdiğim yazarlardan biri olan Murakami ise hemen hemen her kitabında kedileri de katar hikayenin bir bölümüne. Marilyn Monroe, Isaac Newton, Victor Hugo, Freddie Mercury, Audrey Hepburn, Martha Stewart gibi birçok ünlü, kedisever olarak biliniyorlar.
Gel gelelim benim kedisever olmama. Aslında aklımda hep ileride köpek sahibi olmak vardı -hoş hala da var- hani şöyle bahçeli bir ev, bir de Golden...ama nasıl olduysa resimdeki tekiri sahiplenmemle beraber ben de kediseverler kervanına katılmış oldum. Bahsi geçmişken kedimin adi Ria. Tanışmamız 2010 yılının karlı bir şubat gününe tekabul eder. İlk gördüğümde Ria sadece 2 aylık bir minikti. Şu anda resimlerden de anlaşılacağı gibi hiç de minik degil. Hatta bir ara fazla kilolari yüzünden diyet yapmak zorunda bile kaldı. Onu sahiplendiğim günü hatırlıyorum da, sahiplendiren aileye gitmeden önce telaşla gerekli eşyaları hazır etmiştim; desenli taşıma çantası, kedi kumu dolu karton ayakkabı kutusu ve süt. Listeden de anlaşılabileceği gibi kedi bakımı ile ilgili hiçbir fikrim yoktu. Yavruları ilk gördüğümde, Ria pamuk beyazı İran cinsi annesinden yine bembeyaz olan kardeşiyle beraber süt emiyordu. Annenin İran kedisi olduğunu bildiğimden minicik kapkara bir tekir bulmayı beklemiyordum haliyle. Sanki sokakta oyun oynarken kirlenmiş de sonra oraya konmuş gibiydi. Üzerindeki desenleri minik bir leoparı andırıyordu.O kadar ufaktı ki elimde tutmaya bile korkmuştum.
Onu eve getirdikten sonra, sıra isim bulmaya geldi. Bütün arkadaşlarımı seferber ettim. Amaç kısa ama anlaşılabilir bir isim bulmaktı. Sonunda dişi İran kedilerine verilen ve nehirden gelen anlamındaki Ria isminde karar kıldım (2.ismi de Bendis:). Ria da ismini sevmiş olsa gerek ismini söylediğimde tepki vermeye başladı. Sahiplenmemden 4 ay sonra bir gün Ria'nın aslında zıpır bir oğlan olduğunu öğrendigimde değiştirmek için artık çok geçti. Evet veteriner de yanılmıştı. Ben de "başkalarının başına da gelmiştir böyle şeyler" diye teselli ettim kendimi. Bir hafta boyunca Ria’nın kız değil de erkek olduğu fikrine alıştırmaya çalıştım kendimi. Sonradan öğrendim ki, Charles Dickens bile ismi William olan kedisinin adını kedi hamile kalinca Williamina'ya degistirmis:) Ehhh kendimi biraz daha iyi hissettim ben de. Neyse ki Ria'cık kırmızı yastığının ve pembe sepetinin yaratabileceği travmanın farkına bile varmadı.
Ria, şimdi sürekli şımartılan tombiş bir oğlan. Çilekli yoğurdun, yüksek kapı ve dolapların, plastik poşetlerin, karton kutuların delisi kedişimin en sevdiği oyun "saç tokası yakalamaca":) Nereden öğrendiğini bilmediğim bu oyun, Ria’daki köpek genlerinin ortaya çıkışı sanırım. Yorgun argın eve geldiğimde Ria bir yerlere sakladığı lastik saç tokasını getirip önüme koyar ve onunla oynamamı ister. Her sabah saat 05:00’te uyanır ve ev içinde sabah koşularına başlar. O bunları yaparken uyumama sinir olur ve beni uyandırmaya çalışır. Her gelen misafirin ayakkabılarını parıl parıl yapar, çantalarının içine de şöyle bir dalış antrenmani yapar. Ria, varlığı, masumiyeti ve sonsuz sevgisi ile hayatımı güzelleştirmeye devam ediyor.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




